31 Aralık 2013 Salı

İktidar boşluğunun yönetici seçkinleri *

… … 27 Mayıs’tan sonra darbeci eğilimlerin bastırılmaları …. … .. … bozulan askeri disiplinin görünürde de olsa yeniden tesis edilerek hiyerarşinin  güçlenmesi ….   Ancak hiyerarşinin güçlenmesi beraberinde zincirleme olarak iktidara dönük kimi talepleri ortaya çıkarmış ve sonuçta ordunun bir kurum halinde ama tepeden ülkenin hem siyasi, hem de sosyo-ekonomik hayatı içine çekildiği yeni bir statükoya ulaşmıştır. Bu statüko, .. .. .. OYAK’ın kurulmasıyla desteklenecektir. “İktidar boşluğunun yönetici seçkinleri” olarak Ordu üst yönetiminin

Zinde kuvvetler*

… … Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı açıkça Genelkurmay Başkanı’nın emrini yerine getirmeyeceğini söylüyordu. Aydemir’e göre bunun sebebi Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı’nın sırtını daha büyük bir yere, hükümet başkanı İnönü’ye dayamasıydı. … …
… Buna rağmen hükümet, Aydemir ve darbecileri Askeri Mahkeme’ye göndermemiş ve
yalnızca emekli ederek orduyla ilişiklerini kesmiştir.  …..  … 1962’de … … .kendilerine “Milli Devrim Ordusu” , “Kuvay-ı Milliye” gibi adlar veren gizli gruplar, Ankara ve

Askeri Müdahalelerin Orduya Etkisi – Doğan Akyaz ııı*

… … Üye seçiminde hizmet değil şahsi tanışıklıklar, dostluk ve ahbaplık ilişkileri etkili olmuş, kimi komite üyeleri iç mücadelede üstünlük kurabilmek için kendisiyle birlikte hareket edecek subayları komiteye sokmuştu. … … Nitekim komite listesi açıklandığında… … … gibi örgütlenme sürecinde önemli rolleri olan kurucu subayların yer almadığı görülmüştür.
… … … ihtilal şartlarında hukuki durum değil, gücün belirlediği fiili durumun genel
 belirleyiciliğine uygundur.
… iktidar mücadelesi

Askeri Müdahalelerin Orduya Etkisi – Doğan Akyaz ıı*

-DP’nin 1954’ten itibaren takip ettiği laiklikten taviz verici tutumu subay heyetince tedirginlikle takip edilmekteydi.     “Atatürkçü Subaylar” için; “devrimlerden ters yönde gidiş … … kendi öz dilimizle okunan ezanın yeniden Arapça’ya çevrilmesi”…..  ..  İktidar laik eğitim yerine, resmi veya gayrı resmi din eğitimini; vicdan  eğitimi yerine , din istismarına ve taassuba öncelik vermekteydi. Kısaca yollar yapılıyor, fabrikalar açılıyordu ama, Atatürk gereği gibi
 benimsenmiyor, irticaa prim veriliyordu.    .. … Müdahaleye hazırlanan

29 Aralık 2013 Pazar

NATO üyeliği*

Bir değerlendirme
Doğan Akyazın kitabında* vurgu yapılan, Türkiye’nin Truman Doktrini sonrasında gelişen ABD ve NATO ile ilişkilerine ilave edilebilecek etkilerden birisi de; personel, istihbarat, harekat, lojistik ve benzeri konulardaki anlayışın daha sistemli hale getirilmesidir. Her geçen gün daha hızlı değişmeye devam eden tehdit algılamaları ve uluslararası ilişkilerdeki gelişmeler askeri
 faaliyet sahalarındaki süratin de artmasına yol açmıştır. Ortaya çıkan ihtiyaçları dünyada yalnız karşılamak yerine doğru ülkeler ve doğru

27 Aralık 2013 Cuma

Hiyerarşi Dışı Örgütlenmeden Emir komuta Zincirine*

Dört yüz kırk dört sayfadan oluşan kitabın kapağındaki resimle ilginç bir mesaj veriliyor. Kapak fotoğrafında; 27 Mayıs sonrası Beyazıt’taki mitingde bir onbaşı konuşurken görülüyor.
Kitabın önsözünde, Türkiye’de demokrasinin çok partili hayatın başından 1980’e kadar beş kez askeri müdahale ile karşı karşıya kaldığı vurgusu yapan yazar yakın tarihimize bakarak günümüzde gündem oluşturan gelişmeleri de anlamamızı sağlıyor. Doğan Akyaz yine kendi ifadesiyle
 Ordu-siyaset/politika ilişkileri kapsamında

13 Aralık 2013 Cuma

Kurt Kanunu – Kemal Tahir

Yakın tarihimizden aşina olduğumuz olaylara ve isimlere daha yakından bakma fırsatı bulduğumuz kitap 312 sayfa. Sürükleyici. Aşk meselelerine de yer verilmiş, verilmeyebilirdi.
Tarihimizin incelenmesi gereken ve dersler çıkarılacak yanları o kadar çok ki …
Okudukça, düşündükçe; tarih yapraklarının bir kısmına bakma ve değerlendirme fırsatı bulabiliyorsunuz. Geçmişe ışık tutulmaya çalışılan satırlar arasında bugünü görebiliyorsunuz. Biz de tarihin derinliklerine
 girmeye çalışalım, bugünü anlayalım:
… … …
… .. ilk defa “Küçük Efendi” sözü üstünde durdu. .. .. Kara Kemal ..  ..
.. .. .. Talat’a “Büyük Efendi” denildiğinden .. .. …
-Vatan millet lafı edenler var. Mübadil mallarını bölüşüyormuş kodamanlar. … . Musul parayla satılmış … Olmaz diyen Lazistan mebusu Şükrü Bey, Topal Osman gibi rezile boğdurulmuş… Hile katılmış son seçimlere… Bununla yetinmeyip Terakkiperver Parti kapatılmış. Şeyh Sait ayaklanmasın bahane edip söz

11 Aralık 2013 Çarşamba

Kılıç Yarası Gibi – Ahmet Altan

Osmanlının son tarihini anlatan romana günümüzden baktığınızda bugünü de görebiliyorsunuz. Sürükleyici. Bazı bölümlerde cinsellik sınırları zorlanmış. Kitap 344 sayfa. Yakın tarihimizden aşina olduğumuz olaylara yakından bakma fırsatı buluyoruz. Devamında yazarın “İsyan
 Günlerinde Aşk” romanını da okumaya karar verebilirsiniz. Kitaptan kısa alıntılar ve
değerlendirmeleri aşağıda paylaşmaya çalışacağım.
Alıntılar ve değerlendirme
Kitabın satırlarını dolaşırken bir yandan tarihteki olayları hatırlamaya çalışabilirsiniz, diğer yandan sanki güncel haberleri okumakta olduğunuzu düşünebilirsiniz.
Hayatı boyunca hep iktidardaki gücün bir parçası olmuş her insan gibi bir gün bir şeylerin değişebileceğini hiç düşünmemiş, gelecekten hiç kuşkuya düşünmemişti; şimdi de çevresine bakmıyordu bile, baksa hatta muhafızları görse bile tevkif edileceğine ihtimal vermezdi. Bahçe kapısına doğru yürürken iki genç zabit de arkalarından yürümeye başlamıştı, …

15 Kasım 2013 Cuma

Tuhaf bir kadın – Leyla Erbil

Bir değerlendirme
Gerçekten tuhaf bir roman. Olayları zaten bildiğiniz varsayımı hâkim gibi. Okunması kolay. İlk basımı 1971 basımlı roman 152 sayfa. Sayfa kenarlarının daha koyu ve ışık almayan iç kısımları daha açık renk olan bendeki nüsha gibi; roman baba-kız ve annenin olaylara baktığı yerden kendi dönemini yansıtıyor. Ders alana bugün için dersler de var. Sürükleyici.  Alıntılar ve değerlendirmeler aşağıdaki
 gibi sıralanabilir:

“… Benden sıkılıyor ya da utanıyor gibiydi, bu hava bana da sirayet etti. … Bana “oku bakalım reis ne okuyacaksan” dedi. Bu kalabalık karşısında çok bozuldum, … Son olarak “kan”ı okudum. Bu şiiri de ilk genç kız olduğum gün, kapıldığım panik duygusuyla kalem almıştım:
Ey yüce Aşil’in mi topuğu bu
vurulup benim yatağımdaki
Yoksa kartalların göğe bindirdiği yerde

7 Ekim 2013 Pazartesi

Kuleli

Ne Topkapı, ne Kız Kulesi,
Ne Dolmabahçe, ne Beylerbeyi,
İlle de Kuleli, ille de Kuleli,
Sensin, şu Boğazın eşşiz güzeli.

  Çocukluk hayalim, kendimi bildim bileli,
İkinci yuvam, baba ocağından geleli,
Kuleli,
Mümkün mü acaba dönmek geri.

Sessiz, sakin, ama heybetli ve edalı,
Dostumsun, sende bulduğumu bulalı,
Kuleli,
Hasretimsin, bağrından çıkalı.

Tarihsin, her taşın inci mercan,

29 Ağustos 2013 Perşembe

Biyolojik anne*

Biyolojik anne bebeğini bırakıp gidiyor. Evin hizmetçisi bebeği büyütüyor. Çocuk onu anne biliyor. Yıllar sonra biyolojik anne geri dönüyor ve bu çocuk benim çocuğum diyor. Hayır diyor hizmetçi, onu ben büyüttüm. Hasta olduğunda başında ben bekledim, yere düştüğünde yarasını ben sardım, başı  ağrıdığında başını ben sıvazladım.
Hâkim bir daire çiziyor. Çocuğu da dairenin tam ortasına yerleştiriyor. Her iki kadına da çizginin dışına çocuğu kim çıkarırsa onun gerçek anne olduğuna hükmedeceğim diyor. İki kadın da tutuyor çocuğun kolundan. Hizmetçi birkaç saniye sonra bırakıyor. Biyolojik anne hınçla

Dindarlık*


Maruz kaldıklarınızla şikâyetsiz yaşamak mı?
Dindarlık nedir Hâkim Bey? İman eden bir mümini dindar yapan nedir? Kadere razı olmak mı? Nasibin kıymetini bilmek mi? Maruz kaldıklarımızla şikâyetsiz yaşamak sanatı mı? Kimseyi incitmemek mi?
Sizin için dindarın ilk üç vasfı nedir?
Erkeğin dindarlığındaki sıralamayı önce annesinin daha sonra kadınların belirlediğini fark ettim bir  gün. … …
Takdir-i ilâhi işte. Herkesin her türlü derdine derman olmaya çalışan kadın, kızını bağrına basamadan, dünya gözü ile göremeden gitti. Kadın doğum uzmanı, onlarca

Kader*

Şöhret-para-huzur
…iyi ki kader diye bir şey var. İyi ki bizim kader diye bir şey olduğunu bilme şuurumuz var. Yoksa her şey ne kadar zor olurdu. Ne beyhude bir çaba ile çok bilinmeyenli denklemi çözeceğiz diye uğraşır dururduk. Oysa kader diyoruz. Kader deyince ve kaderin o an bütün olumsuzluklara rağmen
 hayatımızı düzene sokan bir şey olduğunu kabul edince, hayat sırtta taşınan bir dağ olmaktan çıkıyor.
Kadrimizle bir zincirin halkaları gibi birbirimize bağlıyız. … …

Psikiyatri profesörü*

Şöhret-para-huzur
Her dakika ekranlarda. Kendi kitaplarını basmak için bir yayın evi var. Gerçek insanlarla ilgilenmek, onların dertlerine deva olmaya çalışmak yerine şöhreti tercih etti. Şöhret demek daha çok hasta demek. Daha çok hasta demek daha çok para demek. Daha çok para, mutsuzluk ve huzursuzluk
 demek. .. .. yaptığı tıp etiğine uymuyor. İnsanlar onun şöhretli ismi için kliniğine koşuyor. Ahmet Bey dedikleri Ahmet Bey’in kendisi değil hâlbuki. Yeni mezun çocukları oturtmuş kliniğine. Hastalar hikâyelerinin Ahmet Bey tarafından takip edildiğini, sanıyor. …….

Psikiyatrist*

Mesai saatleri bitince, inceltme
ye çalıştığım kocalar gibi oluyorum.
 “Biliyorsunuz ben psikiyatristim” dedi adam.  Bazılarına göre deli doktoru, bazılarına göre kederi taşıyamayan hastaların kederine kanat geren. Bir hastam söyledi bunu: “Benim kederime en yakınımdakiler kol kanat gerseydi size gelmezdim” dedi. “Yıllarca gittiğim doktorlar beni hep
 uyuttu. Uykuyu gardiyan gibi saldılar başıma. Siz dinliyorsunuz. Kederlerime sahip çıkıyorsunuz diye geliyorum size. Bunları kafaya takma demiyorsunuz diye size

Fakir*

Fakirin her şeyi fazladır zaten. En başta hayatı fazladır. Fakir; sığamayacağı bir hayatın içine beyhude sığmaya çalışandır. O gelmeden biraz önce dolmuştur bütün boşluklar. Bütün boşluklar dolunca ona yer kalmamıştır. Kalmayan yer bir çirkinin talihinden aşırılacaktır.

Son Beş dakika – Fatma Barbarosoğlu

“Aşkın gözü kördür. İlle de kulağa ihtiyaç vardır.”
Kısa kısa öyküleri okumaya başladığınızda her bir bölümün ne zaman diğer bölümlerle ilişkileneceğini anlamanız zaman alıyor. İlerleyen sayfalarda aynı çevreyi paylaşan insanların gözünden yaşananları ve diğerleri hakkındaki düşünceleri (kadın bakış açsıyla) ilgiyle okuyorsunuz. Olaylar aynı cadde üzerinde yaşayan farklı dünyanın
 insanlarını anlatıyor. Olaylar saat 07.45’de başlıyor.
Her şey on beş dakika içinde oldu.
Son on beş dakikada hayatın ahengi değişti ansızın.
Her şey hızlandı.
Nalbur Hacı Hasan Efendi, çiçekçinin sevgilisi, yolun karşısındaki çiçekçi Roman Songül ve sınav yorgunu Beril arasında geçenler, stajyer
 eczacı, aynı zamanda blogg yazan bankacı Ece, Kahverengi Kadın, komşu hanımlar, yeni hayatına alışmaya çalışan emekli Nalan Hanım ve diğerleri .. ..

Çerkezistan*

*Asya’da Uzaklarda- Kitap134 sayfa. Yazarın 1850’li yıllardaki gezi notlarından derlenen 134 sayfalık kitap bir bölümü günümüzde adları değişmiş olan Ortadoğu, Asya ve Uzakdoğu ülkelerindeki yaşamdan kesitleri yansıtıyor. Anadolu, Kafkaslar, Hindistan gibi çok bilinen coğrafyalar kadar
Belucistan, Burma, Siyam, Malaka, Borneo vb. yerler hakkında bilgiler ediniyorsunuz.
Bu arada yazarın kendi inancı dışında kalan dinleri aşağılamasını dikkat çekici buluyorsunuz.
Yazarın Çin’de katıldığı bir yemekte; “yediği etin ne olduğunu anlamak için tabağını göstererek “meee, meee” sesleri çıkarması üzerine,

Çetin abi ne dedi?

Arkası yarın – Radyo programı   ıı
Program yine kısa radyo oyunu ile başlamıştı. “ ….. gelen seslerden iki kişinin yüksek sesle tartıştıkları anlaşılıyordu. Aile büyüklerinin kendi aralarındaki tartışma kabul edilebilir seviye sınırlarını aşmıştı. Gerginlik ağabey ve kardeş rolündeki iki yetişkin adamın ağız kavgasına dönüşmüştü ……
 …… Kadınlar sessiz, başları önde tartışmayı endişeyle izliyorlardı. Çocuklar odanın bir köşesinde masa örtüsünü kendilerine siper ederek korku dolu gözlerle olanları izliyorlardı. Bunca gerginlik arasında fatura kendilerine çıkmasın anlamında ürkek

Yıldızları saymak...

 Arkası yarın – Radyo programı   ı
Sunucu aile içi ilişkilere örnekler veriyordu.
Çocukların okul ortamında veya aile dışında çevreleriyle yaşadıkları iletişim sorunlarının arka plânında aile içi yaşantılarının olabileceğine vurgu yapmıştı. Problemin doğrudan çocukta
olabileceği yargısına varmadan önce, aile içi iletişimin nasıl olduğunun da incelenmesinde yarar olacağını ifade etti. Önceden hazırlanan kısa oyunu dinleyicilerle paylaşmaya başladılar;   
“Kahvaltı için sofraya

15 Ağustos 2013 Perşembe

Sinova – Cenk Enes Özer ıı

Serinin ilk kitabı “Şeytan Severse”yi bitirdiğinizde romanın geri kalan bölümünün “Sinova” ile devam edeceğini öğrenmiştiniz. Sinova 210 sayfa. Bu ikinci kitabı bitirdiğinizde de merakınızdan ”Adalia”yı da okumanız gerektiğini anlıyorsunuz. Ne olacak? Seri kaç kitapta tamamlanacak demeye başlıyorsunuz.
Dünyamızın insanoğlundan önceki misafirleri olan ve aramızdaki hayatlarını sürdüren varlıkların
 hikâyesini ilgi ile okuyorsunuz. İlk kitap gibi ikincisi de çok sürükleyici olan “Sinovadan” alıntılar aşağıdaki gibi:
-Biz insanlardan önce yeryüzünde yaşamış ve yaşamakta olan iki farklı tür var. Semâvî dinlerin onlara verdiği ismiyle, cinler. Gizlenen, görünmeyen anlamına gelen bu kelime efsane ve masallara malzeme edilerek öylesine istismar edildi ki, son uçta sadece anlamını değil, inandırıcılığını da yitirdi.
-.. … iki evren (boyut) arasında bir kapı olduğunu bilmesi gerekirdi. ….
-.. ..ilmi, ehli olandan esirgeme, yoksa ona zulmedersin. İlmi, ehli olmayana verme, ona da zulmedersin.
- .. .. madem iyi kötü her şey O Yaratıcı’dan, söyler misin….. … nasıl oluyor da kullarına bunca acıyı reva görebiliyor?

Ev hali – Radyo programı ıv

Hayat tercihlerle doludur
Radyo programına katılan ve elli iki yaşında olduğunu ifade eden kadının sözlerinden daha önce de aynı programda yer aldığını, bunun da ötesinde kadının uzmanla yüz yüze bir görüşme yaptığını ve sorunlarının çözümüyle ilgili destek aldığını anlıyoruz. Ancak kadının tekrarlaması gereken görüşmelere katılamadığını da anlayabiliyoruz. Radyo programındaki konuşmalarda; dört çocuk annesi kadının “evliliğimizin ilk yıllarından itibaren bu sıkıntıları yaşıyoruz, kendimi hiçbir

6 Ağustos 2013 Salı

Şeytan Severse – Cenk Enes Özer ı

Okuyunca düşünmeye başlıyorsunuz. “Ne olacak halimiz?” demek istiyorsunuz. Muhasebe yaptığınızda ortaya çıkan tablo karşısında anlamazdan gelerek hesap verilemeyeceğini görüyorsunuz. İki yüz on üç sayfalık kitabın sonunda “kendime çeki düzen vermeliyim” dediğinizi fark ediyorsunuz.
Kitapta vurgu yapılan ve aslında bildiğimiz detayları günlük hayatımızda görmezden geldiğimizi, vicdanımızı susturarak kendimizi rahatlamaya çalıştığımızı biliyoruz. İşimize gelmese de önümüze konan ve insanı düşünmeye zorlayan ayrıntıların bir bölümü:

Bir Dakika önce gören göz, açık olduğu halde ve sana baktığı halde görmez oluyor. Demek ki asıl gören, göz değil; ölümle birlikte bizi terk eden ruhtur. Ve dahası ruhun, görmek için göze ihtiyaç yoktur. …
… O zaman anladık ki sevgi, kullandığımız kelimelerden çok daha etkili bir dil. …
… Kaf Dağı … … Zümrüdü Anka Kuşu …Azâzil ..
…Allah’ın  … tüm yarattıklarına verdiği değeri …. Kendisine kulluk edene de isyan edene de; şükredene de nankörlük edene de; muhabbet edene de düşmanlık edene de bütün ihtiyaçlarını karşılıksız verecek kadar

Toplumsal tabakaların ortaya çıkışı*

H.G.Weels, toplumsal tabakaların ortaya çıkışını şu şekilde açıklar: İlkel insan topluluklarından bir kısmı yiyeceklerini ararken yavaş yavaş bir yere yerleşmeye başlarlar, bir kısmı ise açıkça göçebe
 toplum özelliğini kazanır. Bu iki farklı hayat tarzı zıt yönlerde uzmanlaşırlar ve kaçınılmaz olarak birbirleriyle savaşmaya başlarlar. Savaş sanatında uzmanlaşan göçebe topluluklar fethettikleri toplumlardan ganimet alıp

Kafkasya Gerçeği


Prof.Dr. Ufuk Tavkul’un kalem aldığı 515 sayfalık kitap tekrarlardan oluşan akademik bir çalışma olarak özetlenebilir. Yazarın ayrıntılı çalışması konuya ilgi duyanları tatmin edecek bilgilerle zenginleştirilmiş. Aşağıda alıntılarla örnekleri verilecek olan ve Kafkas Halklarına ilişkin tanımlamaların bazı bölümlerinin tartışılır olduğunu ifade edebiliriz:
-Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde etnik kimlik, azınlık diller ve kültürler gibi tartışmalara konu olan unsurlardan biri de, Çarlık Rusyası tarafından 19. yüzyıl ortalarında başlayıp 20.yüzyıl başlarına kadar devam eden süreçte Osmanlı İmparatorluğu’na sürgün edilerek , Anadolu’ya, Balkanlar’a ve Orta Doğu’ya yerleştirilen Kafkasya göçmenleri… ….

-Kesintisiz olarak 270 yıl süren ve 1864 yılında Rusya’nın Kafkasya’yı işgali ve Kafkasya halklarının hürriyetlerini ellerinden almasıyla sonuçlanan Kafkas-Rus savaşlarının ardından, değişik kabilelere mensup bir buçuk milyondan fazla Kafkasyalı göç yollarına düşmüş ve âdeta bir soykırım halini alan bu sürgün hareketi neticesinde Osmanlı İmparatorluğu topraklarına sığınmıştır. ….

Yarım Asırlık Asker – cilt ıı *


Son olarak Kara kuvvetleri Komutanı olarak görev yapan E.Orgeneral M.Hikmet Bayar’ın iki ciltten ve toplam 1270 sayfadan oluşan anıları çoğunlukla bir ceride (tarih ve yer vererek yaşananların sıralanması) anlayışı ile kaleme alınmış. Bu anlayışın okuyucuyu sıkabileceği göz ardı edilmiş. Askerlik yaşamına ilgi duyanların bile sabır ve kararlılık göstermeleri halinde ikinci cildin sonunu bulabileceğini ifade edebiliriz.
Anıların yazıldığı 1937-1996 yılları arasındaki döneme ait önemli olayların bilinmeyen arka plânlarını aydınlatıcı ve okuyucuyu bilgilendirici ayrıntı ve değerlendirmelerin verilmesinden kaçınıldığı izlenimi ediniliyor. Çoğunlukla yaşananlar paylaşılmış. Yorum, eleştiri ve geleceğe dönük öneriler yok denecek kadar az.
Ülkenin kaderinde rol oynayan ve son olarak Kara kuvvetleri Komutanı
makamında bulunan bir devlet adamının kırk yedi yıllık uzun askerlik hayatı sırasında edindiği tecrübelerini eleştirel bakış açısıyla kaleme alması ve geleceğe ışık tutması beklenirdi.
Bu beklentiye sadece 1992’de meydana gelen Erzincan depremi ile ilgili değerlendirmelerle cevap verilmiş. Deprem sonrasında yurtdışından gelen kurtarma ekiplerinin çalışmaları ve kullandıkları malzemeler örnek verilerek kaleme alınan “Edinilen Tecrübe“ başlıklı değerlendirmelerin sadece sivil yaşama ilişkin olması dikkati

28 Temmuz 2013 Pazar

Ev hali – Radyo programı ııı

Programı sunan uzman “yine birlikte olmanın ve huzura pencere açmanın heyecanını paylaşıyoruz. İlerleyen dakikalarda telefonlarımızı almaya başlayacağız… ” diyerek ilk sunuşunu yaptı.
Önceki programlarda olduğu gibi aile ve onu oluşturan bireyler arasındaki ilişkiler, karşılıklı haklar gündemi oluşturuyordu. Sunucu gelen maillere de vurgu yaparak, yaz süresince daha sık yaşanan
 düğünler ve yeni kurulmakta olan yuvaları gündemine getirmişti.

26 Temmuz 2013 Cuma

Ev hali – Radyo programı ıı

Programa katılan uzman bu defa bir kadındı. İlk giriş cümlelerinden sonra telefonlarınızı alabiliriz dedi. Telefon sesi duyuldu. Programa katılan ses ismini vermeden kendini tanıttı ve “geçen hafta süre bitmişti, yarım kalan düşüncelerime devam etmek istiyorum …  diye söze başladı. “.. .. hep ben haklıyım demek istemiyorum. Hatalarım olabilir. Zaten bunun için sizi aradım. Varsa eksikliklerimi
 tamamlamaya, hatalarımdan vazgeçmeye hazırım. ..  kendimizi, bizi anlamak

25 Temmuz 2013 Perşembe

Koca Topçu

E.Orgeneral M.Hikmet Bayar’ın iki ciltten oluşan “Yarım Asırlık Asker” isimli anı kitabının ilk cildinde yer alan aşağıdaki bölüm; askerliğini topçu olarak yapanların ilgisini çekecek türden.

Ocak 1963’te A.B.D. topçu ve Füze okulu (Lowton – Fort Sill)’ndaki gösteri tabikatı sırasında yaşananlar anlatılıyor:
Gösteri tatbikatı izleniyor.
Konu, dersin öğretmeni tarafından: “Mekanize piyade alayı ile direk desteğine verilen topçu taburunun ve ast birliklerinin kuruluşlarını; her birinin

Yarım Asırlık Asker – cilt ı *

E.Orgeneral M.Hikmet Bayar’ın anıları iki ciltten oluşuyor. Yedi yüz otuz yedi sayfalık ilk ciltte (ikinci cilt 533 sayfa ) askeri öğrencilik ve subaylık dönemini anlatan komutan,  1949 yılında üniforma ile ilk defa tanıştığı günlerden başlayarak 1978 yılında generalliğe terfi etmesine kadar olan dönemi bizlerle paylaşıyor. Asker olmayanların da kolayca anlayacağı bir dille anlatılanlar arasında; aidiyet duygunsunun etkisiyle gerek yurt içi gerekse yurt dışında yaşanılanların çoğu olumlu bir bakış açısıyla yansıtılmaya çalışılmış. Eleştiri anlamındaki değerlendirmelere ise çok az yer verilmiş. Kırk yedi yıl süren uzun askerlik safahatı ile kıyaslandığında, yok denecek kadar az yer verilen olumsuzlukların da anlatılması inandırıcılığa daha çok katkı sağlayabilirdi. Dersler çıkarılmasını sağlayıcı eleştirilere de yer verilmemesi konusundaki değerlendirmeyi okuyucuların takdirine bırakıyoruz.

Ev hali – Radyo programı ıv

Program kitaplardan alıntılarla devam ediyordu. “



*Aşkın ev hali – Ahmet Bulut , Gülseren Gümüş
** Evlilik Rehberi – Yusuf Özcan
***Aile Huzuru – Ragıp Güzel(Kitaplardaki mesajları doğru anlayabilmek için, kitaplardan alıntıların yeterli olmayacağı, ilgili kitabın bütün olarak değerlendirmesi gerektiği dikkate alınmalıdır.)

Ev hali – Radyo programı ı

Programın uzman konuğu telefonda konuğunun anlattıklarını dinliyor, arada bir güven verici ses tonuyla sorular soruyordu. Telefondaki ses rahatlamanın verdiği ruh haliyle anlatmaya devam ediyordu; “… .. insan neden evlenir…. .Allah’ın emri peygamberi kavli.. .. tamam doğru da… uygulama nasıl olacak …   lezzetli yemekler, akşam içine gireceğimiz bir evimiz, güzel eşyalarımız… …  ara sıra

16 Temmuz 2013 Salı

Cehennem – Dan Brown

Dan Brown’nun önceki romanlarındakine benzer anlayışla kalem aldığı sürükleyici yeni romanı (Cehennem)  573 sayfa. İkonografi uzmanı bir sanat tarihçisinin yaşadığı olayları bir solukta okuyorsunuz.
Kitabın ilk bölümlerinde sıralanan gizemli olaylar; ilerleyen bölümlerde giderek çözülüyor. Olayların  çoğu İtalya’da, son bölümü ise İstanbul’da geçiyor.
Floransa ile Venedik’teki turist çeken tarihi mekânlar ve İstanbul’daki tarihi yarım ada akıcı bir dille okuyucuya tanıtılıyor.
Michelangelo ve Dante başta olmak üzere tarihe mal olmuş tarihi yapıtlar ilgi

16 Haziran 2013 Pazar

Çarıklı Erkân-ı Harp

Yaşadığımız güncel olaylara biraz da uzaktan bakmayı denemeliyiz. Peşin fikirli olmak yerine ayrıntıları sorgulamalıyız.
Her gelişmenin görünen yanı kadar arka planı olabileceği de dikkate almalıyız.
Batı dünyasında benzer olaylar olduğunda sesi çıkmayanlar şimdi ne tepki veriyorlar, aynı olaylar karşısında gösterdikleri farklı tepkilerin
 nedenini görebiliyor muyuz?
Hanım yaptı (İngiliz yaptı) kaza, halayık yaptı (...) ceza anlayışı çifte standart olmaz mı? Düşünmeliyiz.
Takım tutar gibi fanatik

13 Haziran 2013 Perşembe

kal&bim

Buradan bakınca da güzel...

Lüzumsuz Adam – İshak Alaton

İki kitaptan oluştuğu ifade edebileceğimiz 491 sayfalık bu ikinci kitapta geçenleri İshak Alaton anlatmış, Mehmet Gündem kaleme almış. Kitabın ilerleyen sayfaları ve son bölümünde “Lüzumsuz Adam”ın anlamını çözüyoruz. Yakın tarihimizle ilgili değerlendirmelere yer veren eser okunmaya değer. Değerlendirmeler yapılırken felsefe ile de tanışıyorsunuz.  Kitaptan alıntıları ve kişisel değerlendirmeleri paylaşmaya çalışacağız:
-Seksen beş yılını geride bırakan tanığın cümleleriyle; hem Türkiye’nin hem de dünyanın, büyük buhranların ardından büyük değişimlerin ve büyük hamlelerin

Lüzumlu Adam – İshak Alaton

Mehmet Gündem’in kaleme aldığı 306 sayfalık kitap yakın tarihimizin bir yanına ışık tutuyor. İki kitaplık bir seri olarak değerlendirebileceğimiz bu ilk kitap Sefarad Yahudilerinin 1492’de İspanya’dan kovulmaları ve ardından Osmanlı topraklarında başlayan yaşamları anlatılarak başlıyor. “İkinci Dünya Harbi”, Nazizm ve Mussolini rüzgarının 1933-39’lu yıllarda Türkiye’deki etkilerini alışık olmadığımız bakış acısı ile anlamaya çalışıyorsunuz. Selânik’li dönmelerin kurdukları okullar, azınlık mensubu olmanın insan ruhundaki etkileri,1942-43 yıllarında yaşanan “Varlık Vergisi” olayındaki gelişmeler….  Üretmenin ötesinde ticareti öğrenen adamın derslerle dolu hayat hikâyesini

28 Nisan 2013 Pazar

Kuleli'ye bakış

Boğaz gezisine katılan yerli yabancı insanlar sürekli fotoğraf çekiyorlar. Gezi motorundakilerin çoğunda fotoğraf makinası var. Kuleli'nin önünden geçerken ilgi artıyor! Fotoğraf çekenler kadar televizyon için çekim yapan yabancı ekipler de özel ilgi gösteriyorlar. Erguvan mevsiminde Boğaz'ın her yeri güzel... Kuleli manzarası ise hepsinden güzel ....

27 Nisan 2013 Cumartesi

Ayşe Yenge ne dedi?

Köye gittikçe Ayşe Yengeyi de ziyaret ediyorum. Dün yine gittim. Havadan sudan konuştuk. Söz torunlar çocuklar derken yaşlılık ve yalnızlığa geldi. Anadolu kadını “bugünümüze de şükür” diyordu. Laf arasında “oğlum dedi ki; anne sen annemsin o da çocuklarımın anası.. ..”  Ders çıkarmak isteyene anlamı büyük sözü fazla deşelemedik. Kadere itiraz etmeden tevekkülle razı olanlardandı Ayşe Yenge.

Kürk Mantolu Madonna

Sabahattin Ali’nin romanı 160 sayfa. Bir solukta okunabilecek kitapta; yazar Raif Efendi’yi anlatırken kendi hayatını bizlerle paylaşıyor. Bir taraftan 1933 ve sonrasında yaşanan aşk öyküsü diye düşünürken, diğer taraftan kendi hayatınızdan izler buluyorsunuz.
Raif Efendi kendini içine kapanık bir tip olarak tanımlarken; karşılaştığı Maria Puder’in ona bir ruhu olduğunu, âşık olabileceğini göstermesini, hayata karamsar bakan adamın bir kadının gözlerinin içine bakarak şimdiye kadar kimseye söyleyemediklerini, hatta kendisine bile ifade edemediklerini ona anlatabilmesini,

24 Mart 2013 Pazar

Nar Ağacı

Nazan Bekiroğlu romanı 533 sayfa. Okumaya başladığınızda konuyu anlamakta zorlanabilirsiniz. Sayfalar ilerlediğinde; 1912’lerde başlayan olaylarla, aşina olduğumuz geçmişimizi yaşamaya başlıyoruz. Okudukça hüzün dolu sahneler gözlerimizin önünde canlanıyor. Gönüllerde yeri olan Üsküdar’ın manevi sahibi Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nden, Trabzon Valisi Şehzade Selim’in annesi Gülbahar Sultan’a uzanan hikâyeler,  “Vakfıkebir”  adının nereden geldiği, Trabzon’daki Gülbahar Türbesinin kapısının üzerindeki kitabede ismi bulunan “Tebrizli Acem Ali”nin isimlerine aşina oluyoruz.
1914’de Birinci Cihan Harbinin başlamasıyla duyurulan seferberlik ilânının Anadolu’nun diğer köşelerinde uyandırdığı ruh halini, evlatlarını cepheye
 gönderen annelerin endişelerini hissediyoruz. Savaşın sadece cephelerde yaşanmadığını, Rumeli’den İstanbul’a göçen Evlad-ı Fatihan kadar Anadolu’nun derinliklerinde de yaşanan göçleri, muhacir olmanın zorluklarını, tehcir edilenleri, insani değerlerin nasıl yerle bir olduğunu içimiz acıyarak hatırlıyoruz. Balkanlar’da bozguna uğrayan Ordu manzarası gözlerimizi yaşartıyor. Savaşarak ölenler kadar hastalıklar, açlık ve

15 Mart 2013 Cuma

Bir Kelebeğin Dersi*

 “Bir gün, kozada küçük bir delik belirdi; bir adam oturup kelebeğin saatler boyunca bedenini bu küçük delikten çıkarmak için harcadığı çabayı izledi. Ardından sanki ilerlemek için çaba harcamaktan vazgeçmiş gibi geldi ona. Sanki elinden gelen her şeyi yapmış ve artık yapabileceği bir şey kalmamış gibiydi. Böylece adam, kelebeğe yardım etmeye karar verdi. Eline küçük bir makas alıp kozadaki deliği büyütmeye başladı. Bunun üzerine kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük, kanatları buruş buruştu. Adam izlemeye devam etti. Çünkü her an kelebeğin kanatlarının açılıp genişleyeceğini ve bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu. Ama bunlardan hiç biri olmadı! Kelebek, hayatının geri kalanını kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de asla uçamadı.
Adamın iyi niyeti ve yardım severliği ile anlayamadığı şey, kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten çıkmak için göstermesi gereken çabanın, Tanrı’nın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun

Kurabiyeler*

Büyük bir hava meydanının bekleme salonunda, genç bir bayan uçağına binmek üzere bekliyordu.
Uçağın hareketine saatler olduğu için zaman geçirmek için bir kitap ve bir paket küçük kurabiye satın aldı.
Dinlenmek ve kitabını okumak için bekleme salonunda bir koltuğa yerleşti.
Kurabiye paketinin durduğu sehpanın yanındaki koltuğa bir adam oturdu; dergisini açıp okumağa
 başladı.
Genç kadın ilk kurabiyesini aldı. Adam da bir tane aldı. Bayan çok rahatsız hissetti kendisini ve;

12 Mart 2013 Salı

Gölgede Kalan İzler ve Gölgeleşen Bizler

Emekli Orgeneral Kemal Yamak’ın kaleme aldığı anılarından oluşan kitap 856 sayfa. Rahmetli komutan Merzifon’da başlayan hayat hikâyesini sıralarken bazı bölümlerde önceki açıklamalarının tekrarlanması çekiciliği ortadan kaldırmış. Askerlik hayatındaki görevleri, Özel Harp Dairesi, Başbakanlık Baş Danışmanı ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği görevlerinde yaşananların anlatımı sırasında tarihe not düşülmesi yanında gereğinden fazla savunma yapıldığı izlenimi uyandırılmış. Barış Harekâtı öncesinde ve harekât sırasında Kıbrıs’ta Özel Kuvvetlerin oynadığı rol ayrıntılarıyla anlatılıyor. Bir anlamda tarihe ışık tutuluyor. Birleşmiş Milletler(BM)’in tutumu, Rum tarafının Enosis hayali, uluslar arası ilişkilerde yaşananlar, ülkemizin savaşta bulunduğu sırada bile çıkarlarını ön plânda tutan siyasetçilerimizin acınası halleri, kaçırılan fırsatlar anlatılırken dersler veriliyor. Avrupa Birliği ve terörle mücadele konularındaki

19 Şubat 2013 Salı

Efsane - İskender Pala


Midilli Adası’ndan başlayan roman; Akdeniz’in doğu ve batı ucunda yer alan iki büyük güç arasında geçen tarihi olayları anlatıyor. Romana ismini veren ”Efsane-Barboros Hayreddin Paşa”nın Andrea Doria ile karşılaşmaları, Yazıköy’den korsanların kaçırdığı Billure (Beatrix) ile Saint Alcala arasındaki aşk ve o dönemin hayat tarzı sayfalar boyunca yaşatılıyor.
Kitapta kullanılan denizcilik terimleri o kadar fazla ki; son bölümde yer alan “Gemici Dili” sözlüğünde bile bulunmayan kelimeler bazı bölümlerin anlaşılmasını

Türk Ordusuna Balyoz

Emekli Orgeneral Ergin Saygun’nun kaleme aldığı kitap 414 sayfa. İki ana başlık halinde değerlendirmeler yapıldığını ifade edebiliriz. Ana konulardan ilki; ülkemizde eski Genel Kurmay Başkanı da dâhil yüksek rütbeli subayların topluca yargılanması ve uzun süreli hapis cezalarıyla sonuçlanmasına ilişkin süreçler anlatılıyor. İkinci ana başlık olarak uluslar arası ilişkiler ve terörle mücadele konularına değiniliyor.
Emekli komutanın yaşadıkları yazıya dökülürken, kızgınlıklarının satırlara yansımasını izliyoruz. Kızmakla sonuç alınabilir mi? Kitapta yargılama sonuçlarına neden olduğu

13 Şubat 2013 Çarşamba

Sevgililer Günü

Seneler önce bir muhabbet kuşumuz vardı. Çocuklarımız satın alıp eve getirmişlerdi. Çocuklar kuşu seviyorlar, fakat bakımı bana kalıyordu.  Çocuklarımı arada bir tehdit ediyordum. “Bir daha eve kuş alırsanız pencereden bırakırım.” Zaman içinde ailenin ferdi haline gelen muhabbet kuşunu (Yumurcak) ben de sevmeye başladım. Kafes kapısı açık olduğundan Yumurcak istediği zaman kafese giriyor, istediğinde evin içinde serbest uçuyordu. Akşam çocukların eve dönüş saatinde kapıya yakın bölgede beklemeye başlıyordu. Kapı zili çaldığında çığlıklar içinde uçmaya başlayıp, çocukların üzerine konuyordu. İlerleyen süreçte